Kapitalizmin Blockchain ile Buluşması: Proof of Stake

Son zamanlarda çok büyük bir buluşmuş gibi lanse edilen mutabakat yöntemi Proof of Stake, kapitalist düzenin blockchain teknolojisiyle buluşmasından başka bir şey değildir.

Blockchain ile tanışmamıza neden olan kripto para Bitcoin, ya aşırı değerlenmesi ya aşırı değer kaybedişi ya da yüksek kaynak tüketimine sahip olan mutabakat yöntemi ile basına konu oluyor. Proof of Work mutabakat yönteminin elektrik tüketiminin devasa boyutlara ulaştığına dair birçok yazıya internetten ulaşabilirsiniz. Bu tarz yazılarda ve ithamlarda katılmadığım önemli bir nokta var: Bitcoin (ya da diğer kripto paraların) madenciliği yapanlar harcadıkları elektriğin faturasını ödemelerine karşın eleştirilirken, kaçak elektrik kullanımı ya da üretim kayıpları konusunda eleştirel yazıların sayısı yok denecek kadar azdır. Özellikle de bankacılık ve finans şirketlerinin tükettiği elektrik harcamalarının adı bile anılmıyor. Merak edenler için http://climatestate.com/2018/01/15/energy-consumption-bitcoin-vs-banking-system/ adresini ziyaret etmelerini öneririm.

Bu bilgi karmaşası ve dezenformasyon ortamında büyük bir çözümmüş gibi ortaya atılan ilginç bir mutabakat modeli var: Proof of Stake

Proof of Stake, kaynak tüketimi konusunda gerçeklerden bahsetmek yerine madenciliği kaldırıp, onaylama süreçlerini de sahip olunan pay miktarına göre atayan kurtarıcı(!) bir mutabakat modeli olarak karşımıza çıkıyor. Bana göreyse, Proof of Stake, sektörde çaresizce destekçi bulmaya çalışan ve aslen bir “sorunu” blockchain teknolojisiyle çözmek yerine token tanımlı kripto paralarını, haketmediği değerlerden, daha çok yatırımcıya satmayı amaçlayan şirketlerin ICO süreçlerinde parlattıkları bir “sözde” teknik tanım.

Peki, Proof of Stake mutabakat modelini neden bu kadar eleştiriyorum? Bitcoin’in manifestosuna bakacak olursanız kaynağın “adil” bir şekilde dağılması konusuna ciddi vurgu olduğunu görürsünüz. Özellikle Lehman Brothers iflası ile başlayan bir global krizin ardından ortaya çıkması da kaynağın globalde adaletsizce dağıldığı gerçeğine atıfta bulunuyordu. Proof of Stake ise kaynağın tekellerde toplanmasının önünü açıp, sadece cüzdanında “en çok” token miktarına sahip düğümlerin işlemlere onay vermesi esasına dayanıyor. Bunun görünen yüzü, madencilik olmadığı için CPU ve GPU gibi elektrik tüketen yapılara ihtiyacı olmaması. Ancak bir de görünmeyen yüzü var, o da parası olanın ağın yönetiminde söz sahibi olmasıdır. Yani, cüzdanınızda ne kadar çok paranız varsa mutabakat yapısında o kadar söz hakkınız oluyor. Üstelik Proof of Stake tabanlı mutabakata sahip token’lerde para, pre-mined yani ağ oluşturulurken ilk blok içerisinde üretilme esasına dayanır. Arzı ise cüzdanınızda tuttuğunuz token miktarının belli bir yüzdesi kadar dağıtımla gerçekleşir. Yani, para parayı çeker dediğimiz halk tabiri bu tarz yapılarda hayat buluyor. Onaylama ücretlerini ve arzdan pay alabilmek için cüzdanınızdan hiç harcama yapmamanız gerekiyor. Bir başka deyişle token’lerinizin azalmaması gerekiyor. Şimdi biraz düşünelim, paranın yerini alabileceğini ön gördüğümüz yapılardan bahsediyoruz ama onları harcayamıyoruz! Bu sizce ne kadar mantıklı?

Uzun lafın kısası, “bir fark” yaratmak adına ortaya atılan her yeni şeye “teknoloji” ya da “alameti farika” demeden önce biraz düşünmenizi öneririm. Özellikle de kapitalizmin açıkça modellenerek blockchain dünyasına katılmasını amaçlayan yapılara daha dikkatli yaklaşmak gerek diye düşünüyorum. Proof of Stake mutabakat yöntemini içeren ağlarda “güvenliğin” ve “dürüstlüğün” kapitalist cüzdanların vicdanına kalmış olduğunu unutmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir